http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/issue/feed Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 2019-03-19T09:39:23+03:00 TURKISH CULTURE AND HACI BEKTAS VELI RESEARCH QUARTERLY hacibektas@hbv.edu.tr Open Journal Systems <p><em>Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi</em>, Türk kültürü, Türk kültürü açısından Alevilik-Bektaşilik, Alevilik ve Bektaşilik geleneğinin tarihi ve kültürel değerleri temelinde kaleme alınmış bilimsel ve akademik çalışmalara zemin hazırlamayı ve bunları ilgililere ulaştırmayı amaç edinmiş uluslarası hakemli bir dergidir.&nbsp;</p> <p>Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi açık erişimli (open access) bir dergidir. Tamamen ücretsizdir.&nbsp;&nbsp;</p> http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2439 OSMANLI METİNLERİNDE MEHDÎ TASAVVURLARI 2019-03-15T14:18:07+03:00 İncinur ATİK GÜRBÜZ incinuratik@hotmail.com <p align="LEFT"><span style="font-size: xx-small;">Mehdi, çok eski tarihlerden günümüze kadar birçok toplumda ve inanışta kıyametin yaklaştığını haber veren bir alamet olarak kabul edilmiştir. Mehdi inanışının temelini dünyanın son zamanlarında, her tarafa kötülüğün hâkim olduğu bir anda ortaya çıkarak kötülükle savaşıp onu yenecek ve dünyaya iyiliği egemen kılacak bir kurtarıcı hükümdar beklentisi oluşturur. Kaynaklarda belirtildiğine göre ilk olarak MÖ 3. yüzyılda Sümerlerde görülen bu inanış, sonraki tarihlerde beşerî ya da İlahî pek çok dinde kendine yer bulmuştur. İslam inancı içerisinde de kıyamet alametleri arasında adı anılmıştır. Mehdi kavramından bahseden kaynaklar onu daima Deccâl ve Hz. İsa ile birlikte anmışlardır. Bu inanışa göre ahir zamanda önce mehdi çıkarak dünyayı zulümle doldurmuş olan küfrü yok edecektir. Sonrasında Deccâl ortaya çıkarak dünyaya hâkim olacak ve kötülüğü egemen kılacaktır. En son olarak da Hz. İsa gökten inerek Deccâl’in hâkimiyetine son verecektir. Bu süreçte Hz. İsa mehdiye yardım edecektir. Ancak ne Deccâl ne de mehdi ile ilgili </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">Kur’ân-ı Kerim</span></em><span style="font-size: xx-small;">’de doğrudan bir atıf yoktur. Bunlar hakkında bilinenler Hz. Peygamber’in hadislerine dayanır. Deccâl ile ilgili rivayetler üzerinde muhaddislerin ve diğer İslâm âlimlerinin ittifakı söz konusu iken mehdi ile ilgili bazı ihtilaflar mevcuttur. Dinî eserlerin dışında edebî nitelikteki manzum ve mensur bazı eserlerde de Deccâl ve mehdiden bahsedildiği görülmektedir. Bunlar bazen doğrudan bilgi verme ve okuyucusunu uyarma amacı taşır. Bazı örneklerde de Osmanlı şiirinin mecaz dünyasının bir unsuru olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmanın temel amacı Osmanlı toplumunun zihniyet dünyasındaki mehdi tasavvurunun araştırılmasıdır. Bu çerçevede öncelikle konu ile ilgili güncel dinî kaynaklar taranarak mehdi hakkında geçmişten bugüne üretilmiş olan bilgi birikimi ve inanışlar tespit edilecektir. Sonrasında da edebî metinlerden hareketle bu inanışların toplum nezdinde nasıl karşılık bulduğu anlaşılmaya çalışılacaktır. Çalışmada inanışın gerçekliği ya da din içerisindeki yeri tartışılmayacaktır. Sadece mehdi inanışının Osmanlı edebî metinlerinde hangi yönleriyle ve ne şekilde ele alındığı araştırılarak durum tespiti yapılması amaçlanmaktadır. </span></p> 2019-03-15T12:49:04+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2434 MAKRÎZÎ’NİN EL-HITAT ADLI ESERİNDE MISIR VE İFRÎKIYYE'DE MEZHEPLERİN ORTAYA ÇIKIŞI 2019-03-15T14:18:08+03:00 Mehmet ŞEKER mehmetseker@duzce.edu.tr <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p><span style="font-size: xx-small;">Kendine özgü edebî bir üslubu, etkili bir tarih anlatımı olan ve tarihçi kimliği ile karşımıza çıkan Takiyyüddîn Ahmed b. Alî b. Abdilkâdir b. Muhammed el-Makrîzî (1364-1442), İslâm tarihinin en büyük tarihçilerinden birisidir. Memlûk Dönemi’nin başarılı müellifi birçok alanda farklı eser kaleme almıştır. Makrîzî’nin bu önemli eserlerinden birisi </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">el-Mevâ‘iz ve el-İ‘tibâr bi Zikr el-Hıtat ve el-Âsâr </span></em><span style="font-size: xx-small;">adlı meşhur kitabıdır. Makrîzî’nin bu eseri; tarih, coğrafya, dinler tarihi, biyografi ve kurumlar tarihi açısından son derece öneme sahip olup İslâmî devir Mısır tarihi hüviyetindedir. Bunun yanı sıra </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">el-Hıtat</span></em><span style="font-size: xx-small;">, Mısır’ın şehir tarihini ve coğrafyasını ele almakta olup büyük şahısların hal tercümeleri hakkında önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Eserde birçok konu hakkında ve mezhepler tarihi hususunda da çok önemli bilgiler yer almaktadır. Mısır ve İfrîkıyye’de Sünni ve Şiî düşüncenin ne zaman yaygınlaşmaya başladığı ve ne derece etkili oldukları hakkında dikkat çekici bilgiler nakletmekte olan eser, bu bölgelerin mezhepler tarihinin anlaşılması hususunda müracaat edilmesi gereken bir kaynaktır. Bu çalışmamızda </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">el-Hıtat</span></em><span style="font-size: xx-small;">’ta Mısır ve İfrîkıyye’de mezheplerin ortaya çıkışı ve etkileri hususunda önemli birtakım bilgiler tespit edilmiş, müellifin bu meseleleri anlatırken konuya yaklaşım tarzı ile nasıl bir usul ve yöntem takip ettiği hususları değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Mısır ve İfrîkıyye’de mezhep disiplininin oluşmasında etkin rol oynayan mezhepler ve temsilcileri üzerinde durulmuştur. </span></p> 2019-03-15T13:00:14+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2451 KÖK DEĞERLER AÇISINDAN HACI BEKTAŞ VELÎ’NİN ESERLERİ 2019-03-15T14:18:08+03:00 Fatma Süreyya KURTOĞLU fskurtoglu@gmail.com <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p align="JUSTIFY"><span style="font-size: xx-small;">İnsanlık tarihi boyunca tüm din, dil ve ırklara mensup insan ve toplumlar için kendilerine özgü birtakım değerler algısı ve bunun üzerine inşa ettiği değerler sistemi söz konusu olmuştur. Aynı zamanda kişi ve toplumların duyarlılıkları olarak değerlendirilen değerlerin bir kısmı millî özellikler taşırken önemli bir kısmı da evrensel mahiyettedir. </span></p> <p align="JUSTIFY">Son zamanlarda dünyada birtakım olumsuz duygu ve düşüncelerin yaygınlık kazandığı görülmekte; birey giderek ön plana çıkarken toplumsal dinamiklerin etkisi önemli ölçüde azalmaktadır. Mutsuzluk, sahip olunanlarla yetinmeme, kendisinden farklı olana karşı tahammülsüzlük vs. dünyanın ortak sorunu hâlini almaktadır. Maddî bakımdan gelişen insanların manevi yönden bazı huzursuzluklar yaşaması, toplumları bu huzursuzlukların nasıl giderilebileceğine dair çözüm önerileri aramaya itmiştir. Bu bağlamda benzer sorunlarla yüz yüze gelen tüm ülkeler bir çözüm olabileceği düşüncesiyle geçmişlerinde var olan millî değerleriyle farklı kültürler arasında müştereklik arz eden kimi evrensel değerleri kendi fertlerine kazandırma gayretine girişmişlerdir.</p> <p align="JUSTIFY">Bu değerlerin kazandırılabileceği en önemli mekân ve vasıta olduğu düşünülen okullarda hiç değilse bu değerlerle ilgili temelleri atabilmek için öğrencilerde kazandırılması hedeflenen “adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik ve yardımseverlik” gibi millî ve evrensel yönleri olan bazı kök değerler tespit edilerek tüm ders öğretim programlarına dâhil edilmiştir.</p> <p>Ahmet Yesevî geleneğinden taşıdığı düşünceleri yaymak için 13. yüzyılda Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş Velî’nin eserlerinin ihtiva ettiği mesajlar ile ders öğretim programlarında yer alan kök değerler büyük oranda örtüşmektedir. Bu düşünceden hareketle çalışmada, Hacı Bektaş Velî’nin eserleri kök değerler açısından incelenmiştir. Doküman incelemesi yöntemiyle yapılan çalışmanın sonucunda, programda kök değer olarak yer alan pek çok hususun incelenen eserlerde de bulunduğu ortaya çıkmıştır. Hacı Bektaş Velî’nin eserlerinden kök değerlerle ilişkili olduğu düşünülen kısımlardan zaman zaman aynen alıntılar yapılarak oluşturulan bulgular kısmından yola çıkarak önerilerde bulunulmuştur.</p> <p>&nbsp;</p> 2019-03-15T12:47:27+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2392 TAHTACI SEMAHLARININ HAREKET OLARAK İNCELENMESİ 2019-03-15T14:18:08+03:00 İlknur DEMİRBAĞ demirbagi@itu.edu.tr <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p><span style="font-size: xx-small;">Geleneksel kültür ulusal kimliğinin en önemli temsiliyeti ve toplumların varlık sebebidir. Bu nedenle öneminin altını çizerek; tarih boyunca nesilden nesile aktarılarak kendi dinamizmi ile günümüze kadar gelen geleneksel kültür ögelerinden biri olan Tahtacı semahları bu makalenin ana konusudur. İçeriğini Tahtacı semahlarının özellikle hareket olarak incelenmesi oluşturmaktadır. Semahlar Alevi kültürünün önemli unsurlarından biri olan cem töreninde dede eşliğinde dönülen, saz, söz ve hareket unsurlarını da barındıran bir ritüeldir. Semahları kültür boyutuyla ele almış pek çok kuramsal araştırma, derleme, yazılmış makale bulunmaktadır. Ancak semahların hareket olarak incelendiği çalışmaların eksik olduğu görülmüştür. Bu bağlamda Tahtacı semahları konusu, salt hareketler üzerine analitik bir inceleme mevcut olmamasından yola çıkılarak İstanbul Teknik Üniversitesi, Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı, Türk Halk Oyunları Bölümünde başlatılmış bir araştırma projesinin ilk ayağıdır. Çalışma esnasında çeşitli Tahtacı köylerine ait semahların kayıtlarına ulaşılmıştır. Görülmüştür ki Tahtacılar, Türkiye’nin pek çok bölgesinde yerleşmiş olmalarına karşın, semahları açısından hareket ve müzik örgüsü bakımından ortak bir yapıya sahipler. Bunun üzerine biri İzmir Narlıdere’de diğeri Aydın Alamut’ta daha önce tespiti yapılmış ve kayıt altına alınmış semah örnekleri hareket açısından incelemeye alınmıştır. Sonuçta temel olarak tespit edilen hareket formları paten olarak, adımları ise Romanotation hareket notasıyla- daha anlaşılır olması gayesiyle kısmen melodi notaları da eşlik edilerek- aktarılmıştır. Aynı zamanda semahın başından sonuna çeşitli bölümlerinde yerine getirilen, hareketleri ritüelistik kılan uygulamalar da mevcuttur. Makalede bunlara da yer verilmiştir. Ancak bu kadar spesifik bir çalışmada tespit edilen ve aktarılan tüm özelliklerin sadece Tahtacı Semahlarına ait olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu bağlamda çalışma da bu yönde bir bilgi ve sonuç içermemektedir. </span></p> <p><em>&nbsp;</em></p> 2019-03-15T12:56:16+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2471 SAFEVî ŞEYHLERİNİN DULKADİRLİ MÜRİTLERİ 2019-03-17T17:18:48+03:00 Arif SARI arifsari.gazi@gmail.com <p>&nbsp;</p> <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p align="JUSTIFY"><span style="font-size: xx-small;">Safeviyye tarikatının Türkmenlerin İslam anlayışına uygun yeni bir din yorumu getirmesi, tarikatın konar-göçerler arasında yayılmasını kolaylaştıran temel unsurdur. Safevi şeyhleri, medreseler ve sünnî İslam akidesine bağlı zâviyelerin etkisinden uzak aşiretlere halifeler göndererek taraftar toplamayı başarmışlardır. Tarikat, önce Akkoyunlu ve Karakoyunlu bölgesindeki göçebe kabileler arasında, akabinde Anadolu’da yayılmıştır. Safeviyye tarikatı, Osmanlı Devleti’ne bağlı göçebelerin yanı sıra Ramazanoğlu ve Karamanoğlu beyliklerinin ahalisini meydana getiren Türkmenlerden de önemli sayıda destekçi bulmuştur. Safevi şeyhlerine gönülden bağlanan ve Safevi Devleti’nin kuruluşuna da büyük bir şevkle iştirak eden Türkmen teşekküllerinden biri de Dulkadirli Türkmenleridir. </span></p> <p>Bu makalede, Dulkadirli Türkmenlerine mensup aşiretlerden hangilerinin ne suretle Safevi birliğine katıldığı izah edilmeye çalışılacaktır. Makalenin ilk kısmında Dulkadirli aşiretleri arasında Safevi tarikatının yayılmasını sağlayan şartlar ele alınmaktadır. Bu amaçla Dulkadirli Türkmenlerinin yurt tuttukları Maraş, Kars-ı Maraş (Kadirli) ve Bozok (Yozgat) bölgelerinde XV. ve XVI. yüzyılda etkili olan dini çevre hakkında, özellikle Osmanlı tahrir defterlerinden elde edilen veriler sunulacaktır. Çalışmanın ikinci kısmı ise Dulkadirli Türkmenlerinden, Safevi birliğine katılan aşiretler hakkındadır. Safevi Devleti’nde önemli vazifeler üstlenen Dulkadirli şahsiyetlerden örnekler verilerek, bunların mensup oldukları aşiretlerin Dulkadirlilerin hangi kolundan oldukları ve hangi bölgeden ayrılarak İran’a gittikleri izah edilecektir. Dulkadirlilerden Safevilere katılan aşiretlerin asıl yurtlarının tespitinde yine Osmanlı Tahrir defterleri asli kaynak olarak kullanılmaktadır.</p> <p>&nbsp;</p> 2019-03-15T12:44:37+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2422 ÇUBUK VE ŞABANÖZÜ BÖLGELERİ ALEVİ KÖYLERİNDEKİ CEM GELENEKLERİNE MÜZİKAL AÇIDAN BİR BAKIŞ 2019-03-15T14:18:09+03:00 Cenk GÜRAY cenk.guray@gmail.com <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p><span style="font-size: xx-small;">Ankara şehri, gerek uzandığı tarihsel derinlik ve gerekse de beslendiği kültürel çeşitlilik açısından kapsamlı bir gelenek üzerine yerleşmiş ve Cumhuriyet Dönemindeki siyasi önemini geçmişindeki bu kültürel birikim ile pekiştirmiş bir merkezdir. M.Ö. 3000’li yıllardan itibaren zengin bir kentli kültür ile yoğrulmuş olan Ankara’nın nitelik ve nicelik açısından zengin geleneksel müzik kültürü, şehrin geçmişindeki kültür mirasının en önemli göstergeleri arasındadır. Söz konusu nitelikli müzik kültürüne paralel olarak ortaya çıkan değişik dini kültürlerin varlığı, Ankara’ya ait dini ve dindışı geleneksel müzik örneklerine bu dinlere ait simgelerin girmesini mümkün kılmıştır (Güray, 2017a: 46). Bu kadim kültür geleneğini Çubuk ilçesi özelinde değerlendirdiğimiz zaman, İslamiyet sonrası dönemde “Alevilik” inancının bu bölgenin yaygın inanç sistemlerinden biri olduğu görülebilmektedir. Bu çalışmanın amacı Çubuk bölgesi Alevi köylerindeki ‘cem’ ritüellerini özellikle kullanılan dini musiki formlarını ve bu formların işlevlerini inceleyerek, bölgeye has ortak ve özgün uygulamaların, önemli sembol ve simgelerin tarışılması ve bu manada Çubuk’taki Alevilik kültürünü dini müzik uygulamaları açısından benzer “ocak” sistemi içinde olan diğer bölgelerle benzerlik ve farkılıkların ortaya konmasıdır. Bu manada, Çubuk bölgesi ile “ocak” bazında bağlantı kurabilen Çankırı Şabanözü bölgesi de bu çalışma içine alınmış ve bu bölgeler arasında “ocak kültürüne” dayalı bir ilişkiler ağı ile aracılığıyla ortaya çıkan etkileşim “müzik” üzerinden incelenmiştir. Çalışma için yazar tarafından Çubuk’un “Susuz” köyünde yapılan röportaj ve alan araştırması kayıtları kullanılmış, bunun yanında daha önce bu bölge ile ilgili Alevilik müzik kültürü bağlamında yapılmış çalışmalardan da destek alınmıştır. </span></p> 2019-03-15T12:52:39+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2428 MUHABBETTEN HINCA: BEKTAŞİ AYNASINDA YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU 2019-03-15T14:18:09+03:00 Yalçın ÇAKMAK yalcincakmak82@gmail.com <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p align="JUSTIFY"><span style="font-size: xx-small;">Bu makalede, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Bektaşiliğe bakışını şekillendiren etkenlerin, yaşamı ve çalışmaları bağlamında ele alınması amaçlanmaktadır. Bahse konu amaç doğrultusunda, Karaosmanoğlu’nun romanları ve özellikle Nur Baba olmak üzere çalışmalarındaki belirli simalar ve hadiselerin hayat öyküsünden kesitler içerdiği öne sürülmektedir. Bu bakımdan Yakup Kadri’nin Bektaşilik algısı ve tasviriyle kendi gerçek yaşamına ışık tuttuğu anlaşılacaktır. </span></p> <p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;"><em>Nur Baba</em></span><span style="font-size: xx-small;">, Yakup Kadri’nin bir edebiyatçı olarak Bektaşiliğe dair tecrübeleri ve bu düşüncelerini romanlaştırdığı öncü çalışmasıdır. Romanın kaleme alınmasında halkın Kızılbaş/Alevi ve Bektaşilere yönelik merakının etkisi de vardır. Kızılbaş/Alevi ve Bektaşiler, çoğu zaman kendileri dışındaki topluluklarca bir merak konusu oldu. Yapılan araştırmalar da göstermektedir ki onlar ile aynı inancı paylaşmayanlar, tarih boyunca söz konusu topluluklar aleyhine birtakım iftira ve ithamlar üretti. Cinsel içerikli suçlamalar bunların başlıcalarıdır. Söz konusu durumu besleyen nedenlerin başındaysa, Kızılbaş/Alevi ve Bektaşilerin tarihsel tecrübeleri ve inançlarının bir gereği olarak, ibadetlerini dışa kapalı gerçekleştirmeleri gelmiştir. Bu da özellikle cem törenleri merkezli dile getirilen “mum söndü” metaforu üzerinden, aleyhlerine yöneltilen çeşitli dedikoduların üretilmesine vesile oldu. Bu nedenle Yakup Kadri’nin, merkezinde bir Bektaşi tekkesi ve şeyhinin olduğu Nur Baba romanıyla mevcut tartışmaları yeniden alevlendirdiği ve aynı zamanda birçok eleştirinin de muhatabı olduğu görülür. </span></p> <p>Çalışmada ilk olarak, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eserlerindeki belirli temalar ortaya konulmaktadır. Bunu, dönem ve zamanı bağlamında Nur Baba’nın içten bir analizi takip edecektir. Akabinde, bu genel çerçeve içerisinde, Yakup Kadri’nin romanını hangi motivasyon ve etkilerle kaleme aldığı ve romanın tefrikalar halinde yayımlanmasından sonra meydana gelen tartışma ve eleştiriler ortaya konulmaktadır. Takip edilen yöntem uyarınca da bir bütün olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyatında Bektaşilik kurgusu ve bu kurgunun gerçekle olan ilişkisi irdelenecektir.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> 2019-03-15T00:00:00+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2468 XVI. ASIR ŞAİRLERİNDEN EMÎRÎ’NİN MERGÛBU’L-KULÛB TERCÜMESİ 2019-03-15T14:18:09+03:00 İsa AKPINAR isaakpinar@gmail.com <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p><span style="font-size: xx-small;">Hayatı hakkında tezkire ve diğer biyografi kaynaklarında bilgi bulunmayan Emîrî, 16. yüzyıl şairlerindedir. Şairin soyu, anne ve baba tarafından köklü ailelere dayanmaktadır. Babası Musâ Paşa, İsfendiyarlı Kızıl Ahmed’in oğludur. Annesi Ala Hanım ise Osmanlı sadrazamlarından Pîrî Mehmed Paşa’nın kızıdır. Küçük yaşta devlet hizmetine giren Emîrî, zamanla yükselerek sancak beyi olmuştur. 1579 yılında idârî görevlerinden ayrıldıktan sonra memleketi Bolu’ya dönmüş ve hayatının son dönemlerinde şiirle ilgilenmeye başlamıştır. Yaklaşık on yıl gibi kısa bir zaman zarfında, dört divan ve on dört mesnevi vücuda getirmiştir. Şiirlerinde Türkçe ve Farsçayı aynı düzey ve yoğunlukta kullanan Emîrî, döneminin velut şairlerinden olmakla birlikte edebiyat çevrelerinde tanınmamaktadır. Emîrî’nin neşre hazırladığımız mesnevisi, Şems-i Tebrîzî’ye atfedilen </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">Mergûbu’l-Kulûb</span></em><span style="font-size: xx-small;">’un tercümesidir. </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">Mergûbu’l-Kulûb</span></em><span style="font-size: xx-small;">, tasavvufî zemînde kaleme alınmış bir nasihat-nâmedir. Didaktik özellik gösteren bu eser, tasavvuf yolununun sâliklerine rehber olmak üzere yazılmıştır. 150 beyitten oluşan bu eserde ayet ve hadis alıntılarına da yer verilmiştir. </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">Mergûbu’l-Kulûb </span></em><span style="font-size: xx-small;">Türkçeye ilk kez Emîrî tarafından manzum olarak çevrilmiştir. Fatih Kütüphanesi, 3780 numaralı yazmada bulunan mesnevi, 187 beyitten oluşmaktadır. Bu makalede evvelâ, Emîrî’nin hayatı ve eserleri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Daha sonra </span><em><span style="font-family: Times New Roman,Times New Roman; font-size: xx-small;">Mergûbu’l-Kulûb </span></em><span style="font-size: xx-small;">adlı mesnevinin kime ait olduğu problemi üzerinde durulmuş ve eserin hususiyetlerinden bahsedilmiştir. Ardından Emîrî’nin tercümesi tanıtılarak yapı ve içerik yönünden değerlendirmelerde bulunulmuştur. Son olarak tercümenin traskripsiyonlu metni verilmiştir. </span></p> 2019-03-15T12:46:03+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2411 AZERBAYCAN TÜRK KÜLTÜRÜNDE İLKBAHAR BAYRAMI 2019-03-15T14:18:09+03:00 Türkan ARIK turkan.gadirzade@gmail.com <p align="LEFT">&nbsp;</p> <p><span style="font-size: xx-small;">Bu makale; Azerbaycan Türkleri arasında her sene büyük bir coşku ile kutlanan ilkbahar bayramını konu edinmektedir. Bayram kışın bitmesi, doğanın uyanması ile alakalı olarak düzenlenmektedir. Makalenin esas amacı; bayram ayında doğada olan değişiklikler, bayrama hazırlık, celimeler adı ile bilinen çerşembeler hakkında bilgi vermek ve bayram günlerinde yapılan uygulamaları belirtmektir. Aynı zamanda Türk halklarının yaşamış oldukları coğrafyalarda düzenlenen ilkbahar şenliklerinin benzer ve farklı yönlerini incelemek, merasimler arasında kültürel bağlantıların olup olmadığını tespit etmektir.Yöntem olarak konu ile ilgili olan ana kaynaklara ve kaynak kişilerden derlenmiş olan bilgilere istinaden araştırma yapılmıştır. Kaynak kişilerden derlenmiş olan bilgiler kaynaklarla mukayese edilerek incelenmiş, bayram günlerinde düzenlenen merasimlerin uzun yıllardan beri Azerbaycan Türkleri arasında uygulandığı tesbit edilmiştir. Nahçıvan bölgesinde yapılan bayram hazırlıkları, semeni ile ilgili inanışlar, semeni helvasının yapılması hakkında bilgiler verilmiş, aynı zamanda İlkbahar bayramı, “Bayram Toyu”, “Han Bezeme”, “Köse-Köse”, “Godu-Godu” merasimlerinin düzenlenmesi açıklanmıştır. Bahsedilen bayram ve merasimler yılın bereketli olması ve insanların sağlıklı, huzurlu olması için kutlanmıştır. Özellikle semeni helvasının yapılması ve onunla ilgili inanışlar halk arasında halen varlığını korumaktadır. Araştırma sonucunda Nevruz adı ile bilinen bayramın çok eski zamanlardan beri Türkler arasında İlkbahar bayramı olarak kutlandığını ve benliğinde saklamış olduğu bin yıllık inanışları günümüze kadar ulaştırdığı anlaşılmıştır. </span></p> 2019-03-15T12:53:36+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/2367 KIRGIZİSTAN'DA DÜNDEN BUGÜNE EŞ SEÇİMİ PRENSİPLERİ 2019-03-19T09:39:23+03:00 Ali ÜNAL ali_unal1983@hotmail.com <p>İnsanoğlu yaşamı boyunca sosyal, psikolojik,&nbsp; ekonomik, siyasi ve dini yönden birçok alanda mutluluğa giden yolu arar. Şüphesiz bunun en önemli basamağını evlilik tercihi ve öncesindeki eş seçimi oluşturur.&nbsp; Zira evlilik insanı mutlu eden veya mutsuzluğa sebep olan kurumların başında gelir. Eş seçimi ise bu mutluluğun seviyesini tayin eden en önemli unsur olarak karşımıza çıkar. Nitekim hayatının büyük bölümünü birlikte, mutlu bir şekilde geçirebilmek için doğru eş seçiminde bulunmak önemlidir. Aksi takdirde mutluluk arayışları yerini mutsuzluktan kurtulma çabalarına bırakır ki toplumlarda buna bağlı olarak özellikle son yıllarda artan boşanma olayları örnek gösterilebilir. Dolayısıyla eş seçimi, insan yaşantısındaki en önemli kararlardan biri olduğu ve bireyin geri kalan yaşamını vereceği bu kararla birlikte birçok yönden olumlu veya olumsuz şekilde etkileyebileceğini ortaya koyar. Bu kararla birlikte kişinin bundan sonraki yaşamını kiminle sürdüreceğine, kiminle birlikte yol alıp, gelişip değişeceğine, nasıl bir yaşam sürdüreceğine ve hatta kimden çocuk sahibi olup, kiminle birlikte çocuk yetiştireceğine karar vermiş olur.</p> <p>Aile kurumuna büyük önem atfeden Kırgız toplumunda evlilik tercihi doğal olarak eş seçimi, babadan oğula, nesilden nesile uzayıp giden köklü bir gelenek olarak hayat bulur. Geleneksel Kırgız toplumunda aile yuvasını erkek planlandırır, kadın ise kurar. Kurma esnasında bir takım eksikliklerin olması halinde bunlar giderilebilir, fakat planın başında bir eksiklik ve yanlışlık olması halinde bunu düzeltme zor ve kimi zaman imkansızdır. Evlenecek gençlerin mutlu bir gelecek ve aile kurması için eş seçimi üzerinde titizlikle duran Kırgız ailesi, çocukları evlendirmeden önce eş seçimde geleneksel bir takım kıstasların belirlediği ve bu yönde seçim yaptığı tespit edilir. Bu çalışmada, Kırgız ailesinin eş seçiminde takip ettiği geleneksel uygulama ve kaideler sınıflandırılarak eş –soy durumu, eş-ekonomik durum, eş- akrabalık durumu, eş-millet durumu, eş- cenge durumu, eş özellikleri ve yasaklar hakkında bilgi verilmektedir.&nbsp; Ayrıca Çağdaş Kırgız Ailesinin Geleneksel ve Yeniliksel Meseleleri adlı araştırma çerçevesinde Kırgız ailesinin bugünkü eş seçimi esaslarında nelere dikkat ettiği sosyolojik veriler ışığında izah edilmeye çalışılmıştır.</p> 2019-03-15T12:57:20+03:00 Telif Hakkı (c) 2019 Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi